Sunday, January 1, 2017

Yeni Yılın İlk Gününde Ben

Dün akşam güzel güzel giyindim, kendimce süslendim, mutfağa geçip kendime bir bardak şarap doldurdum ve keyifle yemek yapmaya başladım. Arada arkadaşlarıma ve aileme yeni yıl mesajları attım, fotograflar yolladım. Mukaddes'le videolu Hangouts yaptık. Çok mutluydum. Kendimi çok güzel, huzurlu ve başarılı hissediyordum. Düşüncelerim çok netti. "Ben dünyayı değiştirmeye kendi çevremden başlarım" diyordum. "Güzel şeyleri hak ettiğimizi, bunun doğuştan hakkımız olduğunu fark ettiğimiz bir yıl olsun" diyordum. Ama önce güzel bir yılbaşı yemeği yiyecek, bu güzel şarabı bitirecektik. Yemek konusunda Emre ile iş bölümü yapmıştık. Yılbaşı yemeğinin bana ait bölümünü bitirip mutfağı Emre'ye bıraktım. Emre, yemeğin diğer bölümünü yaparken ben de ayaklarımı uzatıp bir yandan onunla sohbet ediyor, diğer yandan şarabıma devam ediyordum.

Çocuk, oyuncak trenleriyle oynuyor, çizgi film izliyor ve süt içiyordu. Ara sıra rayları bozulursa, düzeltmek için yardım istiyordu. Gidip yardım ediyor, sonra yeniden ayaklarımı uzatıp keyif yapmaya kaldığım yerden devam ediyordum. Gündüz, birlikte kardan adam yapmıştık. Arada bir onu merak ediyor, verandaya çıkıp kardan adam yerinden duruyor mu diye kontrol ediyordu. Yemeğini güzelce bitirirse yemekten sonra yiyebileceği nane dolgulu çikolatalı kurabiyeyi düşünüyordu. Mutlu ve huzurluydu.

Yemeğimizi yaptık, soframızı kurduk. Işıklı perdemizin rengarenk ışıklarını açtık. Yemeğimizi yedik. Çocuk yemeğini bitirdi, sonra kurabiyesini götürdü afiyetle. Oturma odasına geçip trenlerine daldı yeniden. Ben de o sırada Emre'ye "Biliyor musun, bu şimdiye kadar sizinle geçirdiğim en güzel yılbaşı" diyordum. Çünkü evlendiğimizden beri ilk kez 31 Aralık günü işten çıkıp koştur koştur bir şeyler yetiştirmek zorunda kalmamıştım. Bugün her şeyi kendi zamanımda, keyifle ve tadını çıkartarak yapmıştım.

Planımız, çocuğu yatırıp tatlı ve abur cubur yemek ve televizyonda yeni yıl kutlamalarını izlemekti. Yılda bir kez televizyon izliyorum, o da evdeysem yılbaşı gecesi. Onun dışında kendi isteğimle televizyon karşısına oturup "Ay ben şunu izleyeyim" diyorsam çok önemli bir şey vardır. (En son Rocky Horror Picture Show'un yeniden çekimi o tür bir önem arz etmişti.) Yeni yıl soframızı toplamaya başlayacak, mutfağı düzenleyip yavaş yavaş çocuğu hazırlayıp uyutacaktım. O sırada gözüm telefona ilişti. Instagram'a yüklediğim fotograflardan birine gelen bir yorumun bildirisi vardı ekranda. "Bir gariplik var, bir şey olmuş" dedim.

Sonra İstanbul'da olanları gördük.
Bir sessizlik oldu. Bir şok. Korku. Derin bir üzüntü.
Terör, İstanbul'dan gelip, Kanada'nın küçük bir köyündeki evimize girdi.




Çocuğu uyuturken haberlere bakıyor, bir yandan da ona fark ettirmeden ağlıyordum. Baktım uyudu, oturma odasına geçtim. Televizyon açıktı. Toronto ve New York'taki yeni yıl kutlamalarını gösteriyordu. İkimizin de dikkati dağınık, canı sıkkındı. Sosyal medyaya bakıyor, haber almaya çalışıyorduk ama birbirimize ayıp olmasın diye sohbet etmeye çalışıyorduk. Yan yana oturup, birbirimize ayırdığımız vakitte telefon karıştıran insanlar değiliz normalde. Bu güzel gecede, planlarımızdan ve umutlarımızdan bahsetmek yerine terörden konuşuyorduk.

Ara ara başımı kaldırıp, New York'ta sokak ortasında çılgınlar gibi eğlenen insanlara boş gözlerle bakıp "Ne güzel kaygısızca eğlenmek. Biz unuttuk öyle şeyleri." diye düşünüyordum. Toronto'da sokakta eğlenen insanlara bakarak "Manyağın birini bu insanların canını almaktan alıkoyan ne ki" diye düşünürken yakaladım sonra kendimi. Onlar için korktum. Toronto'da yaşasaydık bile hayatta dışarı çıkmayacağımı, dahası, bir daha asla kalabalık bir yerde kendimi güvende hissedemeyeceğimi fark ettim. 2000 yılına İzmir Cumhuriyet meydanında girdiğimizi ve tacize uğramak, bombalı saldırıya kurban gitmek, üzerimize kamyon sürülmesi veya vurulmak gibi en ufak bir korku duymadan, kendi halimizde eğlenip, havai fişek gösterilerini izleyip eve döndüğümüzü hatırladım. İçim acıdı. Dünya değişse bile, bu vahşet bitse, tüm sorumluları cezalandırılsa ve terörün kaynaklandığı bölgeler dünyanın en uygar, en ferah, en özgür yerlerine dönüşse bile bir yanımın hep kalabalık yerlerden korkacağını idrak ettim. Tüm bu terör saldırıları, benden çok uzakta olmalarına rağmen beni kontrol edemediğim bir şekilde sonsuza kadar değiştiriyordu. Üstelik bunu, her seferinde yavaş yavaş ve sistemli olarak yapıyordu. Tam bir saldırının ardından, karşı koyma gücümü, kişisel gücümü, sağlıklı düşünme yetimi, yaşam enerjimi kazanıyorum, şimdi yeniden yazmaya ve güzel şeyler yaratmaya başlayabilirim dediğimde bir tane daha oluyordu.

Gece sadece 3 saat uyuyabildim. Daha fazla uyuyamayacağımı anlayıp yataktan kalktığımda sanki başıma içinden çıkamayacağım, çok kötü bir olay gelmiş gibi bunalımdaydım. İçim çekilmişti. Duygularım uyuşmuştu. Saçım başım darmadağındı. Yüzüm asıktı. Dün akşamki güzellik ve pırıltıdan eser kalmamıştı. Dün akşamki umut ve bilgelik yerlerde sürünüyordu.

Terör evlerimize giriyor, zihinlerimizi dönüştürüyor. Ne kadar inkar edersek edelim, amacına ulaşıyor gibi görünüyor. Bizi korkutuyor, bizi yaşamaktan, doğuştan hakkımız olan kendimizi iyi hissetmekten utandırıyor, bizi üzüyor, bizi umutsuzluğa ve çaresizliğe düşürüyor. İyiliğe olan inancımızı, Dünya'yı değiştirme gücümüzü elimizden alıyor.

Oysa ki ne demiştim dün: "...kendimizi her çaresiz hissedişimizde dünyayı güzelleştirmenin elimizde olduğunu ve bizden başladığını hatırlayalım."
Hatırlamaya çalışıyorum şu anda. Pek başarıyorum denemez çünkü şu an çok üzgünüm, korku doluyum ve öfkeliyim ama deniyorum ve kendimde o gücü bulacağım.
Korkuyor olabilirim, üzgün ve altüst olabilirim, bu korkuların bazılarını ömür boyu taşıyacak olabilirim ama beni ben yapan temel özellikleri hiçbir duygu ile değiştirmeyeceğim. Hümanizmle ilgili asla şaka kabul etmeyeceğim çünkü hümanizm olmadan bu dünyada var olmamın bir manası yok. İyi şeyler yapma arzumu ve yapabildiğim her yerde, kötülüğe engel olma cesaretimi her zaman canlı tutacağım.
Bu üzüntünün, kaosun ve bunalımın içinde en azından bu kadarı net.


Şimdi buradan devam etmek lazım.









3 comments:

  1. Biz de ulkemizden fersah fersah uzakta yasamamiza ragmen o teror korkusu kalbimize oyle bir yerlesmis ki..Ben annem ve kardesimle Ankara Ulus'taki bombali saldiridan canli kurtuldum. O gunden beri cok cok cok patlama oldu Ankara'da, Turkiye'de. Kalabalik, kutlama, trafikte kilitlenip kalmak gibi seyler hep kalbimi bogar, strese sokar beni. Turkiye'de otobuse veya metroya binmeye korkar oldum. Kizilay gibi kalabalik yerlere asla adimimi atmiyorum. Yine de ailemiz orada, ve her gun uyanir uyanmaz ilk isim haberlere bakmak. Bugun patlama olmus mu, ailem iyi mi diye kontrol etmek. Tehlikenin kucaginda sevdiklerimiz oldugu surece asla huzurlu olamayacagim sanirim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Memleketim olan Kuşadası'nda 2005 yılında bir bombalı saldırı olmuştu. Patlama bir dolmuşta gerçekleşti ve bir sürü insan öldü. O günden beri toplu taşıma araçlarında hep huzursuzum. 11 yıl olmuş, insan azcık unutmaz mı? Unutulmuyormuş.

      Delete
  2. Unutulmuyor, o tedirginlik hemen uyaniyor insanin icinde. Ne diyelim, gelecek gunler guzel olsun...

    ReplyDelete

Blog Archive

Powered by Blogger.