Monday, January 9, 2017

soluk mavi nokta, mavi bilye ve dünya'nın gülümsediği gün

Şu an Türkiye ile aramda okyanuslar ve kıtalar var. Tamamen farklı bir coğrafyada olmamıza rağmen hafta sonu burada da kar yağdı. Ben de sizler gibi, Cumartesi sabah, muhteşem bir kar manzarasına uyandım. Arkadaşlarımın sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflardan yansıyan kar sevincini çok uzaklardan da olsa ben de paylaştım. Bir süreliğine de olsa Dünya küçüldü, sanki hep birlikte kartopu oynuyormuşuz gibi oldu.


Dünya'yı sanki küçücükmüş ve hiç sınırları yokmuş gibi algılamamıza neden olan tek şey sosyal medya değil elbette. Bize, küçük olduğu ve sınırların, ayrımların gerçekte var olmadığı izlenimi veren bir şey daha var: Dünya'dan bir süreliğine uzaklaşmak. Bu da bildiğiniz gibi sadece uzay araçlarıyla mümkün oluyor. Bir uzay aracı vasıtasıyla Dünya'yı belli bir mesafeden gören astronotlar, genellikle benzer söylüyorlar: Koskoca evrende, Dünya'nın ne kadar küçük ve kırılgan olduğunu fark ettiklerini, gezegenin güzelliğini ve onu korumanın gerekliliğini çok daha iyi idrak ettiklerini, uzaydan Dünya'nın bir ve bütün olarak göründüğünü; ülke sınırlarının ve insanların koyduğu diğer ayrımların görünmediğini ve geniş bir açıdan bakıldığında, bu sınırların ne kadar manasız olduğunu anladıklarını belirtiyorlar Dünya'ya döndüklerinde. Birçok astronot, uzaydaki görevi esnasında, Dünya'nın uzaydan göründüğü fotoğraflar çekip sosyal medya hesaplarında paylaşarak bu hislerini ifade ediyorlar. Biz de o fotoğraflara bakarak ne demek istediklerini az da olsa anlayabiliyoruz. Bu fotoğrafların paylaşıldığı, astronotların kişisel hesaplarını yahut Uluslararası Uzay İstasyonu(ISS), ve NASA gibi kurumların hesaplarını, sosyal medya aracılığıyla siz de takip edebilirsiniz.








Uluslararası Uzay İstasyonu'nun 23 Mayıs 2010 tarihinde Uzay Mekiği Atlantis tarafından çekilen bir fotografı.


Şu an Dünya'nın yörüngesinde dönmekte olan Uluslararası Uzay İstasyonu'nda, 2 Kasım 2000 tarihinden beri aralıksız bir şekilde astronot ikameti olduğundan, orada çalışan ve yaşayan astronotlar tarafından pek çok farklı açıdan çekilen Dünya fotoğrafı, uzay ajanslarının arşivlerinde ve sosyal medyada mevcuttur. Ne var ki, Uzay İstasyonu, göreceli olarak Dünya'ya yakın olduğundan, bu fotoğraflar gezegeni bir bütün olarak göstermezler. Dünya'nın kadraja sığmaması, tabii ki, uzaydan çekilen fotoğraflara bakarken Dünya'mızın güzelliğini takdir etmemizin önünde bir engel değil. Ancak, bu yazıda bahsedeceğim, görenleri derinden etkileyen 3 fotoğraf var ki, uçsuz bucaksız evrendeki miniminnacık evimiz olan Dünya'gezegenine bu açılardan bakmak ve üzerine düşünmek, zihinlerimizde bir birlik ve bütünlük algısı ve bir mütevazılık hissi yaratıyor.

NASA astronotu Reid Wiseman tarafından 16 Ağustos 2014 tarihinde Twitter'a yüklenmiş olan fotografta, Türkiye'nin batısı ve Yunanistan görülüyor. 


Her 3 fotoğrafın da birer adı var. Onları, bu isimleriyle araştırabilir ve haklarında ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Bu imgelerden sadece biri insan eliyle çekilmiş bir fotograf. Diğer ikisi ise robotik uzay araçları tarafından, insanların henüz gitmeyi başaramadıkları mesafelerden çekilmişler.



Bahsedeceğim fotoğraflardan ilki ve en güncelinin adı: "Dünya'nın Gülümsediği Gün".

Görevi, Saturn ile ilgili ayrıntılı bilgiler elde etmek olan Cassini/Huygens adında minik bir robotik uzay aracı, 15 Ekim 1997 yılında, bir Titan IVB/Centaur roketi ile uzaya fırlatılmıştı. Cassini, Güneş Sistemi'nde yaklaşık 7 yıllık bir yolculuğun ardından, 1 Temmuz 2004'te Saturn'ün yörüngesine girmiş, 25 Aralık 2004 tarihinde, Titan'a iniş yapacak olan Huygens modülü ile ayrılmış ve Satürn'ün yörüngesinde olan yolculuğuna devam etmişti. Bu yıl içinde, Saturn'e çarparak görevine son verecek olan Cassini, Ocak 2017 itibarıyla, hala Saturn'ün yörüngesinde uçuşuna devam etmektedir.


Uzay aracı Cassini Saturn'ün yörüngesinde. (Temsili)



Görevine devam ettiği yıllar boyunca, Saturn'ün yörüngesinden Dünya'ya bir çok veri ve fotoğraf göndermiş olan Cassini uzay aracının çektiği fotoğraflardan biri, dünya çapında bir etkinliğe de konu olmuştu.

2013 yılında, uzay aracı, güneşe göre konumu müsade ettiği için, Saturn'ün, doğal ışıkta bir seri panaromik fotoğrafını çekmekteydi. Bu fotoğraflardan birinde, farkında olmasak da bizler de yer aldık. O an Dünya üzerinde yaşamakta olan, tanıdığınız tanımadığınız herkes, bildiğiniz bilmediğiniz her yer bu fotoğrafın içindeydi. Belki minicik bir noktaydık ama oradaydık. Vardık.

Üzerinde yaşadığımız devasa küreyi (yani tam olarak küre sayılmaz, kutuplardan basık olduğu için ama...) minik, parlak bir ışık olarak görmenin insanı duygulandırdığı bir gerçek, fakat bu fotografı özel yapan bir şey daha var. Cassini projesinde çalışan bilim insanlarından biri olan Carolyn Porco, Cassini'nin, Dünya'yı da kadrajına alan bir fotoğraf çekeceğini medyada duyurmuş ve  tüm Dünya insanlarını, fotoğrafın çekileceği gün ve saatte gökyüzüne bakıp gülümsemeye ve el sallamaya davet etmişti.

Cassini uzay aracının, doğal ışıkta çektiği bir çok imgenin bir araya getirilmesiyle oluşturulan, panoramik Satürn fotoğrafı.
Biz hepimiz, bu fotoğrafın içindeyiz. Hatta bazılarımız gülümsüyor ve el sallıyorlar. 

Bu küresel etkinlik, dikkatleri NASA'nın gezegen keşif görevlerine çekmenin yanı sıra, -üzerinde yaşam olduğunu kesin olarak bildiğimiz tek gezegen olan- Dünya üzerindeki yaşamı kutlama amacı da taşımaktadır. NASA, bu etkinliğe destek için, "Satürn'e El Salla" adında bir kampanya başlatmış; halktan, gökyüzüne el sallarken çekilen fotoğraflarını yollamalarını istemişti. NASA'ya yollanan 1600 el sallayan insan fotoğrafı, panoramik Satürn fotoğrafının üzerine mozaik yapıldı ve NASA'nın "Satürn'ün Yüzleri" adı verdiği bu güzel imge ortaya çıktı.




Gülümsemenin ve el sallamanın manası, bildiğimiz kadarıyla her kültürde aynı. Mutluluk, selamlaşmak&vedalaşmak veya "Hey! Ben buradayım!" demek. Dünya'nın her yerinden bir çok insan, Cassini fotoğrafının çekildiği gün olan 19 Temmuz 2013'te, gülümsedi ve Satürn'e el salladı.


Üzerinde türlü türlü dramaların yanı sıra, yaşamın muhteşem çeşitliliğini ve güzelliğini barındıran Dünya, Satürn'ün halkasının hemen altındaki, parlak, mavi nokta. Buradan göremesek de bazılarımız bu fotoğrafta gülümsüyor ve el sallıyorlar. 

Biz o tarihlerde devlet şiddeti ve insan hakları ihlalleriyle meşgul olduğumuzdan, gülümsemeyi ve el sallamayı unutmuş olabiliriz ama dahil olduğumuz insanlık ailesinin bir kısım üyeleri, Dünya'dan kilometrelerce uzakta olan bir gezegenin yörüngesinde dönmekte olan bir uzay aracının çektiği "aile fotoğrafı" için hep birlikte gülümseyip el sallayarak aslında şu mesajı verdiler:

"Heeey! Biz buradayız! Bu minicik noktanın üzerindeyiz. Oradan küçük görünüyor ama aslında 7 milyardan fazlamızı barındıracak kadar büyük burası. Bak bize! Biz varız! Her birimiz farklı ve biriciğiz! Bir sürü renk ve düşüncedeyiz ama hepimizin bir araya geldiği bir sürü ortak nokta da var: Dünya bizim evimiz, her birimiz içimizde can taşıyoruz ve her birimiz hayatta kalmak istiyoruz. Cheeese!"





Bahsetmek istediğim 3 Dünya fotoğrafından ikincisinin adı Mavi Bilye.

NASA, 1958 yılında, ABD'nin o zamanki başkanı Dwight D Eisenhower'ın ilan ettiği yasa ile kuruluşunun hemen ardından insanlı uzay uçuşları için projelere başlamıştı. Tek kişilik bir uzay kapsülü ile bir insanı uzaya götürüp, Dünya'nın yörüngesinde döndürüp sağ salim Dünya'ya geri getirmeyi hedefleyen Mercury Projesi, ve uzay yürüyüşü, iki ayrı aracın uzayda buluşup kenetlenmesi gibi konulara odaklanan Gemini Projesi, yerini Apollo Projesi kapsamında, astronoları Ay'a taşıyacak ve indirecek olan Apollo görevlerine bırakmıştı.

En bilinen Apollo uçuşları, Ay'a ilk kez ayak basılan Apollo 11, ve Tom Hanks'in başrollerini oynadığı bir filme uyarlanan ve başarıya ulaşmamış bir görev olan Apollo 13'tür.
Fakat bu blog yazısında bu "ünlü" uçuşlardan söz etmeyeceğim. Bu yazının konusu, Apollo görevlerinin son uçuşu, Apollo 17.


1972 tarihli Apollo 17 uçuşunun görev arması.


 ABD'nin Florida eyaletinde bulunan Kennedy Uzay Üssü'nden fırlatılan bir Saturn V roketi ile yola çıkan Apollo uzay aracı, Eugene Cernan, Ronald Evans ve Jack Schmitt adlı 3 astronotu taşımaktaydı.
Roketin kalkışından yaklaşık 5 saat 6 dakika sonra, Dünya'nın en ünlü fotograflarından biri çekildi. Mavi Bilye adı verilen bu fotograf, tüm insanlık tarihinin en çok kopyalanan fotograflarından biri olacaktı.

Dünya'dan yaklaşık 45 000 km  uzaklıktan çekilen Mavi Bilye,  gezegenin tamamını kadraja sığdırabilen ilk fotoğraf olmasa da (daha öncesinde uydular tarafından çekilen Dünya'nın aydınlık yüzü fotoğrafları mevcuttu), bir insan eliyle çekilmiş en güzel Dünya fotoğraflarından biri olduğunda, bunca yıldır insanlar alemi olarak olarak mutabık kaldık. Bu fotoğrafı bu kadar özel yapan şeylerin başında, bir robot değil, bir insan tarafından çekilmiş ilk ve tek "tüm Dünya" fotoğrafı olması geliyor. Bir diğer özelliği ise çekildiği sırada, Dünya'nın kameraya bakan yüzünün tamamen ışıkta olması. Fotoğrafı bugüne kadar eşsiz yapan bir başka şey ise, fotoğrafın çekildiği yıl olan 1972'den bugüne kadar hiçbir insanın Dünya'dan o kadar uzaklaşamamış olması. NASA, Apollo 17 uçuşunun ardından yapılması planlanan Apollo 18-19 ve 20 uçuşlarını iptal ederek Ay görevlerini sonlandırdı ve günümüze kadar olan tüm görevleri Dünya'nın yakın yörüngesi ile sınırlı tuttu. Böylece Cernan, Evans ve Schmitt, Ay'a giden son astronotlar oldular.


Apollo 17 mürettebatından Eugene Cernan, Mavi Bilye adlı fotoğraftan, "Ay'ı keşfetmen için yola çıkmıştık ama aslında, Dünya'yı keşfettik." şeklinde bahsetmiştir.

Antartktika, Madagaskar, Afrika Kıtası, Arap Yarımadası Asya Kıtası'nın bir bölümü ve Akdeniz'in görülebildiği Mavi Bilye fotoğrafını, Apollo 17'nin 3 astronotunun arasından Jack Schmitt'in çekmiş olduğu tahmin ediliyor.  


Mavi Bilye fotoğrafı, aynı zamanda, 1970'li yıllarda oldukça gündemde olan Çevrecilik Hareketi'nin sembollerinden biri olmuştur. Karanlık, simsiyah uzayın içinde, parlak, mavi-yeşil ve beyaz bir ışık gibi görünen gezegenimizin ne kadar eşsiz, ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır bize. Onu hoyratça kullanıyor olsak da bize ev olmayı sürdüren bu mucizevi dev bilyenin aynı zamanda zarif ve kırılgan olduğunu fark ederiz bu fotoğrafa bakarken; gezegenimize karşı şefkat duyarız ve içimizde onu koruma içgüdüsü uyanır.

Küresel ısınma, iklim değişikliği, ormanların yok edilmesi ve bazı canlı türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması gibi konuların insanlığın ana gündeminde olması gereken bir dönemde biz Dünya halkları, despot politikacıların insan hakları ihlalleri, yolsuzlukları, kabalıkları, yol açtıkları savaşlar ve yıkımlarla, ve terör örgütlerinin yarattığı korku ve çaresizlik hissi ile uğraşmaktan, çevre konuları ile ilgili etkili önlemlerin alınması için harekete geçme iradesine ulaşamadık henüz.
Mavi Bilye'ye bakınca, bir durup düşünmek gerekiyor önceliklerimizi ve bizi hayatta tutan bu gezegene, bu ekosisteme karşı görevlerimizi.



Bu yazıda bahsedeceğim 3. fotoğrafın adı Soluk Mavi Nokta


Geçtiğimiz blog yazısında, gelmiş geçmiş en önemli uzay araçlarından ikisi olan Voyager'lardan ve Altın Plak söz etmiştim. Voyager 1'in, bugüne kadar Dünya'dan en uzağa giden uzay aracı olduğunu, yaklaşık 40 yıldır Dünya'dan komut alıp Dünya'ya veri yollamaya devam ettiğini anlatmıştım. NASA'da çalışan Türk bilim insanı Umut Yıldız, Voyager'dan "Dünya'nın en eski ve hala çalışan devlet malı bilgisayarı" olarak bahsediyor.




İnsanlık belki Dünya dışı yaşam ile asla karşılaşmayacak. Bu yine de kainata, bizden bir iz bırakma arzumuza engel değil. Eğer evrenin bir köşesinde zeki bir uygarlık varsa veya oluşmaya başlamışsa, belki bir gün onlara ulaşır umuduyla yapılan Altın Plak, içinde yer alan bilgilerle, fotoğraflarla, ses kayıtlarıyla ve Dünya müziğiyle bizim kainata bıraktığımız, varlığımıza dair küçük bir özet. Bu konuyu derinlemesine işlediğim yazının linki aşağıda:
http://ozlemsencanblog.blogspot.ca/2017/01/voyager-altn-plak-carl-sagan-ve.html





Voyager, uzayda yolculuk yaptığı 40 yıllık macerası esnasında birçok keşifte de bulundu. Jupiter'in uydularından Io'daki aktif yanardağlar, Europa'daki yüzeyaltı okyanusları, Satürn'ün uydularından Titan'ın metan yağmurları, Satürn'ün kuzey kutbunda bulunan altıgen şeklindeki atmosferik yapı gibi Güneş Sistemi'nin dış gezegenleri ve uyduları hakkında ayrıntılı bilgi edinmemize neden olan keşiflerinin yanı sıra, maharetleri ve özellikleri saymakla bitmeyecek Voyager 1 uzay aracından, bu yazıda ise Soluk Mavi Nokta fotoğrafı vesilesi ile bahsedeceğim.

1980 yılında, Voyager uzay aracı Satürn gezegenini geçmiş, Güneş Sistemi'nin sınırlarına doğru yolculuğuna devam ederken, Voyager projesine büyük katkılar sağlamış olan ünlü Gökbilimci, Carl Sagan, aracın yönünün değiştirilip Dünya'nın son bir fotoğrafının çekilmesini teklif eder. Bu teklifi, Dünya'nın Güneş'e yakınlığı dolayısıyla, uzay aracının kamerasının Güneş ışınlarından zarar görebileceği gerekçesiyle reddedilir. Carl Sagan bu fotoğrafın bilimsel değerinin pek az olacağını, fakat onun, evrendeki yerimize dair bize bir görü sunduğu için anlamlı bir fotoğraf olacağını düşünmüştür. Bu görüşünde ısrarcı olmuş olmalı ki, Sagan bu teklifi sunduktan yaklaşık 10 yıl sonra, o zamanki NASA yöneticisinin de araya girmesiyle, fotoğrafın çekilmesine onay verilir.



Fotoğrafın çekilmesini mümkün kılan komut dizisinde, yazının, "Dünya'nın Gülümsediği Gün" bölümünde de adı geçen Carolyn Porco'nun da parmağı var. Voyager ve Cassini'nin yanı sıra, görevi Pluton'u keşfetmek olan New Horizons uzay aracının da görsel verilerle ilgilenen ekibinde çalışan Porco, Voyager uzay aracının Soluk Mavi Nokta fotoğrafını çekmesine de yardımcı olmuştur. ( https://en.wikipedia.org/wiki/Carolyn_Porco )
14 Şubat 1990 tarihinde çekilmiş olan fotoğrafı, Voyager uzay aracı, görev önceliklerinden dolayı, ancak bundan bir iki ay sonra Dünya'ya iletebilmiştir.


Soluk Mavi Nokta adlı fotoğraf, Dünya'nın, şimdiye kadar en uzaktan çekilmiş olan fotoğrafıdır. Fotoğrafta Dünya, karanlık uzay boşluğunda, zorlukla fark edilen bir nokta olarak görülmektedir.



İnsanın zihin sınırlarını zorlayan bu fotoğraf üzerine Carl Sagan, 1960'ların sonundan, öldüğü yıl olan 1996'ya dek çalıştığı Cornell Üniversitesi'nde, sosyal medyada da çokça paylaşılan bir konuşma yapmıştır. Konuşmanın metni şöyle:

Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.
Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.
Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.
Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.
Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.

Bu konuşmanın, Açık Bilim adlı internet sitesinde yer alan videosunu da aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:


Bu blog yazısında, bizi, Dünya'ya farklı açılandan bakmaya sevk eden 3 fotoğraftan bahsettim. Galaktik mahallemizdeki adresimizi, gerçek evimizin neresi olduğunu, kapladığımız alanın kainattaki önemsizliğini ama o önemsiz alanın nasıl bir çeşitlilik,  ne kadar büyük mucizeler ve güzellikler barındırdığını anlatmaya çalıştım.
Son tahlilde, hayatta kalmamıza izin vermeyecek, ucunu bucağını bilmediğimiz uzay boşluğunda, uzay araçlarının ve astronot kıyafetlerinin desteğine ihtiyaç duymadan hayatta kalabildiğimiz tek yer Dünya. Tüm o devasa büyüklüklerin içinde fark edilmeyecek kadar küçük bir noktacık olan bu gezegenden çıktığımız anda çok ciddi bir teknolojik destek ile sadece bir süre yaşamayı başarabiliyoruz. Carl Sagan'ın da dediği gibi, yakın gelecekte bu gezegenden gitme ihtimalimiz yok. Bu gezegeni biricik yapan yaşamı koruyabilmek ve insan türünün gelecekte de var olabilmesine yardımcı olabilmek için güç hırsıyla yakıp yıkan, doğayı tahrip eden, diğer insanlara eziyet eden kişiler yerine, Dünya'ya ve diğer insan kardeşlerine iyi davranma sorumluluğunu almış kişilerin bizi yönetmesine izin vermeliyiz. 

Sosyal statü, mal mülk ve mevki edinme hırsını değil, çevre sorunlarını ve insan haklarını öncelik haline getirdiğimiz bir Dünya'nın hayaliyle...
Saygılar.
Özlem Şencan

0 comments:

Blog Archive

Powered by Blogger.