Friday, January 13, 2017

Konuk Yazar: Murat Oğru - Uzay Gemileri ve Soba Maşası

Uzay temalı Ocak ayının ilk konuk yazarı Murat Oğru. Kendisi, yazılarımı yayınladığım başka bir siteden komşum olur. Ozlem Sencan Blog okurları için nostaljik bir yazı yazdı. Bu içten yazı ile bizlere zamanda yolculuk yaptırdığı için Murat Oğru'ya çok teşekkür ediyoruz.

Dikkat: "Anne terliği" muadilleri, kavga ve dövüş sahneleri içerir. 

http://www.papercraftsquare.com/hermes-spacecraft-free-paper-model-download.html



UZAY GEMİLERİ VE SOBA MAŞASI
1975 yılıydı. 5 yaşımdaydım. 47 yaşında olup da 5 yaşını hatırlamak hayra alamet midir yoksa bir nevi bunama işareti olarak alınıp metrolarda otobüslerde genç zibidilere dik dik bakarak ben hasta ve yaşlı bir adamım imajı vermeye hak kazanmak mıdır bilmiyorum ama hatırlıyorum işte.
O zamanlar kiracısı olduğumuz bahçeli evin tam karşısında Yunus bakkal vardı. Hava kararmaya başladığında pencerenin önündeki divana konuşlanır ve ışıklarını yakmasını beklerdim. Zaman tahmin etme aracı olarak Yunus bakkalın ışıklarını açması demek tek kanallı televizyonumuzun yayın saatinin başladığı anlamına geliyordu. Işıklar yanar, ben koşarak annemin eteğine yapışır ve üzerindeki dantel örtüleri açarak televizyonun düğmesine basmasını ve yaklaşık 1 dakika sürecek olan ekranın kendisine gelme sürecini heyecanla izlerdim.
Uzay 1999 diye bir dizi vardı. Tüm memleket bayılırdı bu diziye. Herkes Maya ismindeki kızcağızın başka başka yaratıklara dönüşmesinde heyecanlanırdı ama benim özellikle izlediğim şey uzay araçlarıydı. Harika tasarımları vardı.
Bir sabah uyandığımda, o araçlardan birinin kartondan prototipini yapmaya karar verdim. Ne kadar zor olabilirdi ki? Annemden gerekli malzemeyi istedim ve kendisi bana ışık hızı ile temin etti bu malzemeleri. Sanırım o da diziden etkilenmişti. Ya da girişeceği çamaşır yıkama operasyonunda ayak altında dolaşmamam için yakaladığı fırsatı değerlendiriyordu.
Malzemeler önümde ne yapacağımı düşünürken ev sahibimizin oğlu Ergun girdi oturma odasının kapısından. 11-12 yaşlarındaydı yaşına göre biraz iri kıyımdı. 5 yaşımda iken bile hazzetmezdim kendisinden. Ancak insan 5 yaşındayken çok fazla dost seçebilme şansına sahip değildi ve bununla idare etmek zorundaydım.
“Naapıyon?” dedi. “Uzay gemisi yapcam olm ben!” dedim. “Tamam gel beraber yapalım” dedi ve başladık. Genelde  Ergun yürüttü operasyonu. Bana sadece şunun kıyısından tut şuraya yapıştırıcı sür şeklinde  minik yardımlar ve genel projenin gidişatı hakkında yorum yapmak kaldı ama sonuç mükemmeldi. Oldukça benzemişti ekrandaki uzay gemilerine. Hayranlıkla seyrediyorduk. Bir iki elimize alıp havalarda uçurduk yumuşak inişler yaptık filan. Keşke boyamız olup da birde boyayabilseydik ama ben sadece karton makas ve yapıştırıcı istemiştim. Neyse böyle de iyiydi.
Sonrası ise kabus… İri kıyım  Ergun, “Bunu ben yaptım eve götürücem!” diyerek oyunbozanlıktaki ilk hamlesini yaptı. “Bende malzeme benimdi. Sen de yardım etmeseydin ben zaten yapacaktım ki!” dedim. Tartışma hararetlendi ve Ergun uzay gemimi kapıp hızla kapıya doğru koştu. Ben de arkasından kaplan gibi fırlayıp sırtına yapıştım ve hiç vakit kaybetmeden kulağını ısırmaya koyuldum. Hem can acısı hemde denge kaybı sebebiyle Ergun bir iki yalpalayıp sırt üstü sobanın üstüne devrildi. Ben de altında kaldım. “İn ulan üstümden!” diye bağırırken gözüm kapıda bizi izleyen anneme takıldı. Sonra devrilip yerlere saçılmış soba borularına, ve soba borularından yerlere saçılmış kara kurumlara. Ağlıyordu annem. Daha yeni temizlemiştim diye mırıldanıp anksiyete nöbetleri geçirmeye hazırlanıyordu. Sonra nöbet filan geçirmeyi boş verip rahatlamak adına yerde ayağının dibinde duran soba maşasını aldı eline. Bana doğru bir adım attığında şerefsiz Ergun kapıdan sıvıştı.
Bugün hala sinemada olsun evde olsun bir uzaylı film seyretsem kıçıma defalarca inmiş maşanın acısı dalga dalga yayılır içime. Anneme kızmam ve bunu bir psikolojik vaka haline getirmem ama o gün birkaç saat sonra Ergunun anasının kulağı bandajlı eleman ile birlikte şikayete gelmesi nedense içimde bir nevi gurur ışıltısı oluşturmuştu. Bu ışıltının ne anlama geldiği hakkında hiç de öyle uzun uzadıya düşünmedim.Sadece hoş  bir duyguydu ve tadını çıkarmıştım. Ayrıca Uzay gemisi kanatlarından biri düşüp arbede de ezilmiş olsa da hala benimdi ve uzunca bir süre uçuş denemelerini benim kaptanlığımda yaptı.
Hoşcakalın
Murat OĞRU


............

Bu ay bir konuk yazarım daha vardı: Volkan Arslan. Volkan'ın yıldızları izlemenin ve kainatın sonsuzluğunu düşünmenin üzerimizdeki iyileştirici etkisini anlattığı, ve Amerikan yerlilerinden bir efsaneye yer verdiği yazısını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://ozlemsencanblog.blogspot.ca/2017/01/konuk-yazar-volkan-arslan-volkann-yazs.html

0 comments:

Blog Archive

Powered by Blogger.