Wednesday, December 7, 2016

Röportaj - Mukaddes, Bulgaristan'dan Türkiye'ye Göç Hikayesini Anlatıyor: Girizgah

Çocukluğumuzun nahoş anılarından biriydi o dizi.
Başrollerinde Mine Çayıroğlu ve Aydan Şener vardı. Bir takım kötü adamlar, küçücük kıza ve etrafındakilere türlü türlü kötülükler yapıyorlardı. O dizi televizyonda yayınlandığında ben henüz 6 yaşındaydım. Kötü adamlardan korkarak, küçük kızın haline üzülerek izliyordum. 6 yaşın saflığıyla, dizide neler olduğunu ancak bu kadar anlayabiliyordum. İnsanların zaman zaman neden birbirlerine kötülük yaptıklarını ise 35 yaşın olgunluğuyla dahi hala anlayabilmiş değilim. 

O zamanlar Türkiye için televizyon sadece iki devlet kanalından oluşuyordu: TRT 1 ve TRT 2. 
TRT 2 mesai saatinin bitimiyle birlikte yayınına son verir, televizyonun karşısında akşam oturması yapan Türk ailelerini tek kanal ile başbaşa bırakırdı. 
Şimdinin gençleri için şaka gibidir herhalde. Televizyonlarından zibilyon kanala ulaşabilen, internetten Dünya'nın en ücra köşesinin haberlerini parmağının ucuyla klik yaparak izleyebilen çocuklar o zamanki halimizi çok acayip, buluyorlardır herhalde. Acayipti gerçekten de. O televizyon kanalı ne gösteriyorsa biz onu gerçek ve doğru olarak kabul etmek zorundaydık çünkü orada gördüklerimizi sorgulayabileceğimiz pek bir referans noktası yoktu hayatlarımızda. 

Yıl 1987, biz Türkiye olarak o diziyi izledik ve üzüldük. 
Ondan tam 1 yıl sonra ise, o dizide Mine Çayıroğlu'nun oynadığı karakterle aşağı yukarı aynı yaşta olan küçük bir kız ve ailesi, kendilerine ayrılan 1 metrekarelik yere sığdırabildikleri eşyaları ve özgürlük hayalleriyle, Bulgaristan'dan bir trene binmiş, Türkiye'ye doğru yola koyulmuşlardı. Mukaddes adındaki bu kızın, Türkiye'nin Bulgaristan sınır şehri Kırklareli'nde büyüyüp, kocaman abla olup, üniversite okumak için İzmir'e gelip benim sınıf arkadaşım olacağı; okulu bitirip, iş güç sahibi koskoca kadınlar olduğumuzda dahi benimle olan dostluğunu sürdüreceği varmış. Ne mutlu bana. 

Yaklaşık 16 yıl boyunca, aynı şehirde yaşamasak da her türlü bahaneyi öne sürerek görüşmek için fırsat yarattığımız, samimi bir dostluğumuz oldu Mukaddes ile. Ben Kanada'ya göçtüğümden beri de bu samimiyetimiz sanal ortamlarda sürmekte. Geçtiğimiz günlerde yine böyle bir sanal sohbet sırasında bu röportaj fikri ortaya çıktı. İkimiz de iyi bir fikir ile kolayca motive olan insanlar olduğumuz için hemen harekete geçtik ve bir iki gün içinde, az sonra okuyacağınız röportaj ortaya çıktı.



Benim uzun uzun sorduğum, Mukaddes'in ise geniş geniş yanıtladığı bu röportaj, okuma kolaylığı açısından birkaç bölümde yayınlanabilecek. İlk bölümler sadece bizi, sınıf arkadaşlarımızı ve lise dil bölümü öğrencilerini ilgilendiriyor gibi gözükse de, çok geçmeden göç konusuna giriyoruz ve Mukaddes, bunca yıllık dostluğumuz boyunca benim bile ilk kez duyduğum çok çarpıcı şeyler anlatıyor. 

Okumaya devam ederseniz, 80'li yıllarda, Bulgaristan Türkleri'nin maruz kaldığı asimilasyon politikasını ve sonuçlarını, hem 7 yaşında bir kız çocuğunun, hem de  30'lu yaşlarında bir genç kadının gözlerinden izleyeceksiniz. 

Soruları yanıtlamaya başlamadan önce Mukaddes, aklındaki yanıtların çok uzun olmasının okuyucuyu sıkacağından endişe ediyordu. Ona ne söylemesi gerekiyorsa, kendini sansürlemeden söylemesini, okurun sıkılma ihtimalinin bizi bağlamadığını söyledim. Bu blog kar amacı güden bir yayın organı değil, tamamen keyif için açtığım ve yönettiğim bir sosyal medya aracı. Bu yüzden okurun uzun metinleri sıkılmadan okuyup okuyamamasının kendi problemi olduğunu düşünüyorum ve yayınlarımda ona göre hareket ediyorum. Bu röportajı yayına hazırlarken de, Mukaddes'in sözlerini kendi teklif ettiği yerler hariç kırpmadım; verdiği cevapların hiçbirini değiştirmedim veya kısaltmadım. Yani okuyacağınız metin, en samimi haliyle yayınlandı. 

Röportajın ilk bölümüne geçmeden önce, sosyal medyayı verimli bir şekilde kullanabilmek için saygının önemine bir kez daha değinmek istiyorum. Bu yazıda okuduğunuz şeyleri beğenmeyebilirsiniz. Burada beyan edilen fikirlere, tercihlere ve deneyim ve duygulara katılmayabilirsiniz. Bunlar sizin fikirlerinizle, tercihlerinizle, deneyim ve duygularınızla taban tabana zıt olabilir. Bu durumu kibar, saygılı ve uygar bir şekilde ortaya koyabilmeniz, tartışabilmeniz ve hepimizin faydalanabileceği fikirler üretebilmeniz için blogumu yorumlarınıza açık tutuyorum. Ancak empatiyi elden bırakmadan, saygılı bir şekilde tartışarak birbirimizden bir şeyler öğrenebiliriz. 

Bu konuda göstereceğiniz duyarlılıktan dolayı şimdiden teşekkür ederim.

Röportajın ilk bölümüne aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://ozlemsencanblog.blogspot.ca/2016/12/roportaj-mukaddes-bulgaristandan_7.html









Tags

0 comments:

Blog Archive

Powered by Blogger.