Wednesday, November 23, 2016

Tecavüz kültürü

Tecavüz sözcüğünü, bir cinsel münasebette, taraflardan birinin hür iradesinin ve/veya rızasının olmadığı durumlar için kullanıyoruz. Her duyduğumuzda bizde derin bir rahatsızlık uyandıran, tüylerimizi diken diken eden, dehşete kapılmamıza neden olan bu sözcük, son zamanlarda toplum olarak, üzerine en çok konuştuğumuz konuların başında geliyor. Ne var ki, üzerine bu kadar konuştuğumuz bu eylemin tanımında, hala bir fikir birliğine varılmış değil. Bu havada asılı kalma durumu, tecavüz eylemine karşı hukuki açıdan caydırıcı önlemler almayı zorlaştırdığı gibi, bu istenmeyen eylemin yaygın bir biçimde gerçekleştirilmeye devam etmesine neden olan bir güç boşluğu da yaratıyor.
Kimi otoriteler tecavüz konusunda çocuk yaşta bir insanın rızasının olabileceğini savunurken, kimileri onlara bunun mümkün olamayacağını anlatmaya çalışıyor. Kimi insanlar, tecavüz suçlarında, mağdurun kılık kıyafetine, medeni haline, yaşam tarzına bakarak olayın gerçekten tecavüz olup olmadığını tartışırken, kimilerinin ise onlara, mağdurun beyanatının esas alınması gerektiğini izah etmesi gerekiyor. 

Tanımlanamayan her durum, bir kültürün içinde, kötülüğün oluşmasına imkan veren bir boşluk yaratıyor. 
Bu boşluklar hemen küçük kötülük havuzları ile doluyor. Zaman içinde, tabu adı altında konuşulmayan, konuşulması, tanımlanması ve sınır koyulması yakışık almayan, birilerinin işine gelmeyen ya da hafife alınan, sırası henüz gelmediği düşünülem bir çok konunun yarattığı boşluklar, bir derya halinde tüm bir kültürü içinde boğuyor. 

Muğlaklık, her türlü kötülüğe zemin hazırlıyor.
Her boşluk, bir sınır ihlalini beraberinde getiriyor. 

Bu kötülük havuzlarında suyu olan veya o sulardan beslenen herkesin işine geliyor tanımsızlık hali. 
Bu yüzden, bir insanın diğerine göre yaradılışından dolayı üstün olduğunu varsayan bir kültür öğesini sorguladığınız her an marjinalize ediliyor, o havuzlardan beslendiğinin farkında olan ya da olmayan biri tarafından hemen devre dışı bırakılıyorsunuz. 

Bir kültürün, tecavüz kültürüne dönüşmeye başlaması da işte bu şekilde gerçekleşiyor.

Öncelikle tecavüz kelimesinin kökenine bakalım. 
Etimoloji Türkçe adlı siteye göre tecavüz kelimesi tarihte, haddini aşma, sınırı geçme manasında kullanılmış. 

Günümüzde yaygın kullanım biçimi Vikipedi'de belirtildiği şekliyledir: 
Irza geçme ya da tecavüz, kişinin rızası dışında cinsel ilişkide bulunulmasıdır. 

Tecavüz kültürünü tanımlamamız gerekirse, bir topluluğun içinde, o topluluğun cinselliğe ve cinsiyet konularına bakış açısı yüzünden, tecavüzün yaygınlaşması ve normal sayılmaya başlanması diyebiliriz. 

Rıza meselesinin muğlaklığına  bir açıklama getirmek, açıklayarak sınırlarının belirgin hale gelmesini sağlamak yani örneğin 18 yaşından küçük insanların çocuk sayılacağını ve çocukların cinsel ilişki için rıza veremeyeceklerini belirtmek yerine, bunu bu şekilde belirlememekten oluşan muğlaklıktan ve tanımsızlıktan faydalanarak, çocuk tecavüzünü devlet eliyle, evlilik adıyla meşrulaştırmaya, normalleştirmeye çalışmak bu duruma bir örnek olabilir.

Tecavüz konusunda beyanat kavramı havada kaldığı ve yeterince tanımlanmadığı için mağdur hariç, herkesin beyanatını esas alan ve fail yerine, mağdurun belirli toplumsal beklentileri yerine getirip getirmediğine odaklanabilen bir hukuk sistemi bu duruma başka bir örnek olarak gösterilebilir. Bu odak sorunu, toplumsal beklentileri yerine getirmeyen tüm kadınların tecavüze uğramasının normal görülmeye başlamasına neden olmakla birlikte, kadını toplumun ondan beklentilerinin kölesi haline getirir. Böyle bir toplumda zaten kadının hür iradesinden, kişisel sınırlarından bahsedilemez. Toplum kadının ne giyeceğine, kiminle görüşeceğine, nasıl davranacağına, var oluşunu nasıl ifade edeceğine dair hür iradesini tanımadığı gibi, onu kendi belirlediği kalıplara girmeye mecbur ederek kişisel sınırlarını da baştan ihlal etmiştir. Statüko neredeyse, kadının tecavüze uğramasını garanti altına almış, kadını bu ihtimal karşısında dehşete düşerek, ayağını denk alarak, itaat ederek yaşamaya mecbur bırakmış, eğer bu şekilde yaşamazsa kendisine haddinin bu yolla bildirileceğini beyan etmiştir. 

Tecavüzün normalleştirilmesi günlük hayattaki küçük ayrıntılarla başlıyor. Tecavüz kültürünün oluşmasına zemin hazırlayan toplumlarda yaşayan bir kadının deneyimi, günlük hayatta hiç durmadan karşısına çıkan sınır ihlalleri ve tacizlerle dolu. Örneğin sokakta yürüyen bir kadına laf atan adam, kadınların kaç tane çocuk yapmaları gerektiğiyle ilgili ahkam kesen politikacı, kız arkadaşının ne giyeceğine karışan erkek, karısını kilosu, saç rengi, makyajı konusunda sürekli eleştiren koca, kürtaj konusunda vaaz veren din adamı, her nasılsa hedeflerindeki kadınların bedeni üzerinde söz sahibi olduklarını varsayıyorlar. Oysa ki siz eşinizin ve hatta kendi içinizden çıkan, bakımını ve temizliğini ellerinizle yaptığınız çocuğunuzun bedeni üzerinde dahi söz sahibi olmamalısınız. Çünkü bir kişinin bedeni, onun kişisel sınırıdır. Tecavüz sözcüğünün tarihteki kullanımını hatırlayalım: Sınır ihlali. Birbirimizin kişisel sınırlarını ihlal ede ede bir tecavüz kültürü oluşturuyoruz hep birlikte. Buna son vermek de günlük hayatımızdaki küçük seçimlerle başlıyor. 

Kadınların günlük hayat deneyimlerinde sürekli karşılaştıkları, içselleştirdikleri, masumane gülüp geçtikleri sınır ihlallerine başka örnekler de verilebilir: Örneğin birlikte çalıştığı bir kadına, işi o olmamasına rağmen "Haydi bize bir kahve yap, sen bayansın, güzel yaparsın" diyen erkek iş arkadaşı, kadınların, kendisine hizmet etmek için var olduklarını varsayıyor. "Öğretmenlik kadınlar için en güzel meslek" diye tatillerin bolluğundan dem vuran komşu teyze, aslında kadının dışarıda değil, evde bir sürü işinin olduğuna, ve dışarıda çalışsa bile evdeki o çok önemli işlerine vakit ayırabilmesinin gereklilik ve önemine işaret ediyor. Kadınlar sürekli, "yaşı gelmiş" her genç kadının mutlaka evlenmesi gerektiği, mutlaka çocuk sahibi olması gerektiği, her kadının mutlaka ev işi ve yemek yapması gerektiği senaryolar ile büyütülüyorlar. Bunlardan herhangi birinde başarı gösteremeyen kadın en masum haliyle alay konusu oluyor, hedef gösteriliyor, dedikodu malzemesi oluyor, en kötü ihtimalle ise aile içi şiddet mağduru oluyor veya cinayete kurban gidiyor. Kimse bir kadının, hayatını nasıl yaşamak istediği ile ilgili tercihlerini sormuyor. Cesaret edip kendi tecrcihlerini ortaya koyan kadınlar da günlük hayatlarında şaka görünümünde yahut ciddi bir sürü saygısızlık ve densizlikle, veya şiddet ve hatta cinayet ile karşı karşıya kalıyorlar.


Bunların normal karşılandığı, sorgulanmadığı, tanımlanmadığı, fıtrat olarak kabul edildiği bir toplumda tecavüz kültürünün yeşermesi de kaçınılmaz bir hal alıyor. Burada bir parantez açarak şunu belirtmek istiyorum: Bir toplumun içinde tecavüz kültürünün oluşması için o toplumun doğu veya batı toplumu olması pek fark etmiyor. Ne yazık ki kadını hakir görme ve kadın düşmanlığı, evrensellikte, bir çok başka kavramın hayli önünde gidiyor. Fakat şu an önemsememiz gereken konu, bu mevcut durumla mücadelenin de evrensel bir ölçekte gerçekleşmesi gererktiği ve gerçekleşmekte olduğudur. 

Biz hak, hukuk ve eşitlikten yana olan insanlar, kadın erkek eşitsizliğiyle etkili bir şekilde mücadele edebilelim diye tanımlar üreten ve onları net bir şekilde açıklayıp tartışan insanlar var. Her birimiz, günlük hayatta başımıza gelen sınır ihlallerinin farkında olup, onları doğru bir şekilde tanımlayabilelim, gösterebilelim ve onlarla mücadele edebilelim diye çalışan insanlar var. Aile içi şiddet mağdurları hayatta kalabilsinler, şiddet gördükleri yerden kaçabilsinler, güvenli bir yere sığınabilsinler ve kendilerine şiddet uygulayan kişiler gerekli cezaları alsın diye çalışan kişiler var. Kadın yönelik şiddetin herhangi bir darp vakası olmadığını anlamamız için çalışan insanlar var. Töre cinayetlerinden daha fazla kadın mağdur olmasın diye çalışan bir takım insanlar var. Kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmelerinin önüne geçmeye çalışan, kız çocuklarının eğitim görmesine vesile olan bir takım insanlar var. Her gün işyerlerinde, okullarda, sosyal ortamlarda, internet üzerinde mobinge, kabadayılığa, tacize, tehtide, şantaja maruz kalan kadınlar, içinde bulundukları durumdan kurtulabilsinler diye çalışan insanlar var. Kadınların insan kaçakçılığına kurban gitmelerini, kaçırılarak ve zorlanarak çalıştırılmalarını, fuhuşa zorlanmalarını önlemek için hayatlarını ortaya koyan insanlar var. Kadınlar sokaklarda her saatte rahatça yürüyebilsinler, çalışma hakları olduğu gibi eğlenme ve dinlenme haklarını da özgürce kullanabilsinler, kendilerini diledikleri gibi ifade edebilsinler, dilediklerini giyebilsinler, diledikleri kişiyle görüşebilsinler, diledikleri kişiyle yaşasınlar, diledikleri işi yapabilsinler, toplum bunun normal ve gerekli olduğunu kabul etsin diye çalışan, sokaklara dökülen, yazan, çizen, konuşan, dernekler kuran, avukatlık yapan insanlar var dünyada. 

Dünya bu insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor.




Ben bu yazıyı yazmaya başladıktan bitirene kadar, kız çocuklarının tecavüz suçlularıyla evlendirilmesine hukuki yolu açan yasa tasarısı geri çekildi. Bu tasarının geri çekilmesi için eyleme geçen insanların varlığı bizim o kötülük havuzlarında boğulmama umudumuz. 

Hak, hukuk ve eşitlik için çalışan insanlara, bugün kadın haklarından bahsedebilmemizin nedeni olan tüm feministlere, onları takdir eden, onlara saygı duyan, onları destekleyen, merak eden, anlamaya çalışan herkese minnet, saygı ve sevgiyle...

0 comments:

Blog Archive

Powered by Blogger.