Wednesday, November 2, 2016

ROM'da Gezinti

Merhabalar,
Bugünkü yazımda Kuzey Amerika'nın en büyük müzelerinden biri olan Royal Ontario Müzesi'nden, kısaca ROM'dan bahsedeceğim.

Her yıl 1 milyondan fazla ziyaretçi ağırlayan ROM, doğa tarihi, dünya kültürleri,  çağdaş kültür, çocuk bölümü ve özel sergilerden oluşuyor. 





Müzenin doğa tarihi bölümünün yıldızları hiç kuşkusuz dinozorlar. ROM, paleontolojik çeşitlilik açısından hiç de fakir bir yer olmayan Kanada'nın önemli dinozor koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Müzenin ana girişinde, müze çalışanlarının "Gordo" adını verdikleri dev bir Barosaurus fosili karşılıyor ziyaretçileri. Gordo aynı zamanda Kanada'da sergilenen en büyük dinozor fosili olma özelliğini taşıyor. Bu devasa fosil, müzenin sahip olduğu dinozor koleksiyonunun sadece bir parçası. Bu geniş koleksiyonun içinde Tyrannosaurus rex, Stegosaurus, ve Triceratops gibi dinozor meraklılarının ilgisini çeken bir çok tür de mevcut. 




Doğa tarihi bölümünde, dinozorların yanı sıra bir çok soyu tükenmiş hayvan fosili ve iskeleti de mevcut. Bunlardan biri de geçtiğimiz senelerdeki 7. sınıf öğrencilerinin yakından tanıdığı Dodo kuşu. :)
Sadece soyu tükenmiş hayvanları değil, Dünya'nın günümüzdeki biyolojik çeşitliliğini de sergiliyor Royal Ontario Müzesi. Ayrıca müzenin çeşitli yerlerine yerleştirilmiş dokunmatik ekranlarda, o bölümde sergilenen canlılarla ilgili bilgi alınabiliyor. 




Doğa tarihi bölümünün bunca yaşam çeşitliliğini sergileyip de bu çeşitliliği etkileyen en önemli etmenlerden biri olan küresel ısınmayı atlaması düşünülemez tabii ki. Örneğin kutup ayısının bulunduğu camekanın hemen yanında küresel ısınmanın kutuplardaki canlıların yaşamını nasıl etkilediği ile ilgili bilgilendirici küçük belgeseller yayınlanıyor. 




Bu bölümde ayrıca gece hayvanları hakkında ayrıntılı bilgi edinebileceğiniz bir yarasa mağarası yer alıyor. Yarasa sesleriyle şenlendirilmiş, mavi ışıkla kısmen aydınlatılmış simsiyah bir model mağaranın içinde yol alırken yarasaların yaşamı ile ilgili bilgileri okuyabiliyor, birlikte gezdiğiniz insanları arkalarından sinsice yaklaşarak korkuttuğunuz için kafanıza çanta yiyebiliyorsunuz. 

Mayıs ayındaki ROM ziyaretimiz esnasında, doğa tarihi sergilerinin olduğu katta, müzenin hediyelik eşya bölümü de vardı. Bu bölüm, Eylül ayındaki ziyaretimizde ne yazık ki oradan kaldırılmıştı. Hediyelik eşya bölümünü burada bahsedecek kadar ilginç bulmamın nedeni, astronotların uzayda yedikleri yemeklerden satmalarıydı. Biz de tabii ki uzay meraklıları olarak astronotların yediği dondurmanın nasıl olduğunu merak ediyorduk. Eminim bu satırları okurken siz de merak içindesiniz. Bu yüzden tabii ki bu yazıya bir de uzay dondurması fotografı ekleyeceğim. 





Müze girişinde, dinozor fosilini geçip sağ tarafa doğru "Aaa burda bişey var, gel bakalım!" diye koşturursanız müzenin Doğu Asya bölümünün başlangıcında, Çin Uygarlığı'nın kültürüne vakıf olabilirsiniz. Aslı Yasak Şehir'de bulunan İmparatorluk Sarayı'nın bir bölümünün, gerçek boyutlarıyla yeniden canlandırılmış modeli, size "Koca sarayı kaldırıp getirmişler ayol!" dedirtecek.  Saray modeli ve çeşitli hanedanlardan kalan lahitlerden başka, bu bölümde, Çin tarihinin 7000 yılını kapsayan bir zaman yelpazesinden yaklaşık 2500 buluntuyu hayretler içinde kalarak seyredebilirsiniz. 




Doğu Asya bölümünde ilerledikçe karşınıza Japon kültürü çıkıyor. Japon kültürünün en çok ilgi çeken kalıntıları ise hiç kuşkusuz Samurai giysileri. Giysilere bakarken onu bir zamanlar gerçek bir Samurai'ın giymiş olduğunu düşününce insanın tüyleri diken diken oluyor. Ayrıca bu bölümde, Samurai yaşamının hiç bilmediğimiz bir yönünden bahseden +18 bir sergi de mevcut. 



Doğu kültürü bölümünün tamamlayıp diğer uygarlıklara doğru yol alırken, biraz da elin Amerika kıtasında bize hemşerimizi, komşumuzu görmüşüz gibi hissettirdiği için antik Yunan, Roma, Bizans ve Ege bölümüne torpil geçiyoruz. Anadolu'dan aşina olduğumuz mitolojik figürlerden antik çağ ve Bizans paralarına, cam eserlere ve dönemin günlük yaşamı hakkında bize ipuçları veren toka, incik boncuk, tabak çanak gibi parçalara kadar her şey bize kendimizi bir Selçuk Müzesi'nde, bir İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeymişiz gibi hissettiriyor. Tabii ki zihnimizde o beyin tırmalayan soru: "Bu tarihi eserlerin burada ne işi var?" Bunu milliyetçi duygulardan ziyade buruk bir özeleştiri ile yazıyorum. Demek ki benim memeketimde, zamanında birileri işini doğru yapmamış ki bu eserler buraya gelebilmiş. Bize de bu vesileyle, kendi memleketimizin toprağından çıkan eserleri okyanus ötesinde görmek nasip oldu. 




Kültürler arasında, en alakasız insanın bile ilgisini çeken Mısır kültürüne de yer ayırmış Royal Ontario Müzesi. Bu bölümde de antik Mısır kültürünün olmazsa olmazı bir mumya sergilenmiş. Bunun yanı sıra hiyerogliflerin bulunduğu tapınak parçaları, mumya kutuları, mücevherler, tarım araç gereçleri ve kraliçe Kleopatra'nın bir büstü yer alıyor. 







Royal Ontario Müzesi'nin Kuzey Amerika kıtasındaki en büyük müzelerden biri olduğunu yazımın başında da belirtmiştim. Tek bir ziyarette her yerini gezebilmeniz pek mümkün değil. Turist olarak geldiğimiz Mayıs ayında, bütün günümüzü orada geçirmiş olmamıza rağmen müzenin sadece küçük bir bölümünü gezebilmiştik. Bu nedenle, Kanada'ya taşınmamızın hemen ertesinde, yani geçtiğimiz Eylül ayında, müzeye bir gezi daha yapmamız icap etti. 

Bu ikinci gezinin asıl amacı, önceki gidişimizde henüz açılmamış olan büyüleyici bir sergiyi görmekti: Dünyaca ünlü cam ustası Dale Chihuly'nin cam üfleme sanatı eserlerinin bulunduğu "From sand. From fire. Comes beauty." adlı sergi. 
Bu konuda çok da fazla yazı yazmak istemiyorum. Sözlerin, fotograflar yanında kifayetsiz kaldığı nadir zamanlardan biri de bu cam sergisi. Buyrun kendi gözlerinizle görün. Fotograflara bakarken bu muhteşem eserlerin gerçek hayatta çok daha güzel göründüklerini aklınızın bir köşesinde tutun lütfen. 










Son olarak, Eylül ziyaretimizde çocuğumuz da bizimle olduğu için müzenin çocuk bölümünü keşfetme fırsatımız oldu. Çocuklar için asteroit madenciliği üzerine bilgisayar oyunlarından fırça kullanarak kumların arasından dinozor fosili çıkarmaya, Kanada yerlilerinin çadırlarında hikayeler okumadan, çeşitli göktaşlarının yapılarını dokunarak öğrenmeye ve farklı kültürlerin elbiselerini denemeye kadar pek çok büyüleyici etkinlik var ROM'da. Kanada'nın eğitime verdiği önemin bir göstergesi de her yaştan insanı kültürel faaliyetlere dahil etmesi. Yukarıda anlattığım eğlenceli bölümlerin yanı sıra, ROM'da çocuklar için çeşitli kamplar, yatılı etkinlikler, hatta bizim "Müzede ne işi var yahuu" dediğimiz 2-4 yaş arası bebişlerin müzeyi, oyunlar oynayarak tanıdıkları 8 haftalık programlar bile bulunuyor. 



Yazıma burada son verirken, vakit ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ediyor ve ROM ile ilgili ayrıntılı bilgi alma isteyenler için faydalı birkaç link paylaşıyorum:




Tags

0 comments:

Blog Archive

Powered by Blogger.