Tuesday, November 15, 2016

Okul öncesi dönemindeki bir çocukla Kanada'ya taşınmak

Prince Edward County'de yavaş yavaş sonbaharın sonuna doğru yaklaşıyoruz.
Kanada'ya tam 2 ay önce taşınmıştık. Biz taşındığımızda hava hala yaz havasıydı. Hala şort giyebiliyor, plaja gidebiliyorduk. 2 ay içinde yapraklar yeşilden sarıya, turuncuya, kırmızıya döndü ve bu hafta itibariyle ağaçlarımız hemen hemen tamamen çıplak kaldılar. Yakın zamanda, üzerleri bembeyaz kar örtüsüyle kaplanacak. Bir Kuşadalı olarak ben o bölümü pek hayal edemiyorum.



Doğa bu denli çabuk değişirken, bizim olduğumuz yerde saydığımız düşünülemez tabii ki. Biz de hızla değişiyoruz; yeni bir yaşama uyum sağlıyoruz. Kanada'da 30 yıldan fazla yaşamış olan eşim bile bir uyum sürecinden geçiyor. Çoğu göçmenin yaşadığı, ülke değiştirmekten kaynaklanan kültürel uyum sürecinden bahsetmiyorum. Bizimki daha ziyade şehir yaşamından kır yaşamına alışma süreci.

Türkiye'deyken her yere yürüyorduk, sık sık dışarıda yiyor ya da dışarıdan yemek söylüyorduk, evimizi temizleyen, hakkını ödeyemeyeceğimiz bir ablamız vardı, kışın ısınmak için elektrikli ısıtıcı yeterliydi, çöplerden kurtulmamız 30 saniyemizi alıyordu. Her şey çok hızlı ve pratikti.  Daha önceki yazılarımdan birinde de anlattığım gibi, Prince Edward County'ye taşınınca günlük rutinimize, araba kullanmak, odun kesmek, soba yakmak, kompost yapmak, ekmek pişirmek, dışarıda yemeyi kesip her gün yemek yapmak, çöpleri geri dönüşüm için ayrıştırmak, çim biçmek, yaprak süpürmek, kuş beslemek, ev temizlemek gibi şeyler dahil oldu. Üstelik tüm bunları zorunluluktan değil, keyiften yapmaya başladık. Şu karşısında oturarak yazı yazmak şansına eriştiğim güzeller güzeli manzaranın yanında gelen ilave ödüller oldu bu işler bizim için.

Bunların yanı sıra, her birimiz kendi uğraşlarımızla meşguluz. Ben bir kısmını bu bloga eklediğim, bir kısmını ise kendime sakladığım yazılar yazmaya başladım. Hafta içi her gün belli bir süreyi yazma pratiğine ayırıp, bu konuda kendimi geliştirmeyi hedefliyorum. Ayrıca  35 yaşımdan sonra çok şükür zahmet edip araba kullanmaya başladım. Yıllardır ehliyetim vardı ama konuya hiç ilgi duymamıştım. Türkiye'deki trafiğe bakarak da asla araba kullanmak zorunda kalacağım şekilde yaşamayı düşünmüyordum. Ne var ki burada hem trafiğin tenhalığı ve düzenliliği cesaretimi arttırdı, hem de şehre uzak bir yerde yaşıyor olmamız beni araba kullanmaya mecbur bıraktı. Dahası, günlük hayatımın en sevdiğim uğraşlarından biri haline geldi araba kullanmak. Eşim, Türkiye'ye taşınarak ara verdiği piyano derslerine geri döndü. İşlerinin güçlerinin yanı sıra, her gün en az iki saat piyano çalıyor. Haftada bir gün, komşu şehre gidip, öğretmeniyle çalışıyor. Bizim tüm bunları programlamamız, bu yaşam tarzına alışmamız çok kolay oldu. Ne de olsa buraya taşınmayı, bu yaşam tarzını biz seçtik.

Çocuğun hal ve gidişatı ise başka bir hikaye.
Ailem ve dostlarım, 3,5 yaşındaki oğlumuzun, yaşamımızdaki bu köklü değişimi nasıl algılayıp deneyimlediğini merak ediyorlar. Bu yazı, hem onların meraklarını giderecek, hem de küçük çocuklarıyla birlikte ülke değiştirmek isteyen ailelere belki de yol gösterecek.

Prince Edward County'ye taşınmamızı planlarken ilk yaptığımız hareketlerden biri, buradaki kreşle bağlantı kurmak oldu. Daha uçak biletlerini alma aşamasındayken çocuğun kaydını yaptırmış, gerekli bilgileri edinmiş, başlayacağı tarihi ayarlamıştık. Ben bu yıl çalışmayı planlamadığım halde, çocuğu kreşe yollamak iki nedenle bize mantıklı görünüyordu. Birincisi, yaşadığımız mahallede hiç kimseyi tanımıyorduk. Çevremizde çocuklu aileler var mı bilmiyorduk. Olsa bile, burada evler, şehirdeki veya Türk köylerindeki gibi dip dibe değiller. Bütün evler geniş arazilerin içinde. Bu da insanlarla tanışmayı ve yakınlaşmayı zorlaştırıyor. Çocuk evde kalsa, aylarca bizden başka kimseyi görmeden yaşayabilirdi. Sağlıklı bir şekilde sosyalleşmesi, arkadaş edinmesi, psikolojik ve bedensel enerjisini ifade etmesi için kreş ideal bir ortam olacaktı.

Çalışma niyetim olmadığı halde çocuğu kreşe yollamamın ikinci nedeni ise, seneye ana sınıfına başlamadan önce İngilizce öğrenmesi gerekliliğiydi.
Daha önceki yazılarımdan birinde de belirttiğim gibi, çocuğun eğitimi için Kanada'ya taşınma planımız hep vardı. Çocuklar küçük yaşlarda ülke değiştirdiklerinde, ana dillerini unutabiliyorlar. Türkçe'yi iyice öğrensin ve Kanada'ya taşındıktan sonra da kullanmaya devam etsin diye evde onunla hep Türkçe konuştuk ve konuşmaya da devam edeceğiz. İngilizce'yi yaşayarak, deneyimleyerek öğrenebilmesi için ise kreş en uygun seçenek gibi görünüyor. Daha şimdiden, kendini "Water!" "Hungry!" gibi tek kelimeyle ifade ettiği dönemi geride bırakıp, iki kelimelik cümleler kurmaya başladı bile. Pek yakında cümlelere yüklem de ekleyecek ve konuşmaya başlayacak.

Bu arada Kanada'daki kreş sistemiyle ilgili küçük bir bilgi de paylaşayım: Eğer anne de baba da çalışıyorsa veya okula devam ediyorlarsa, yıllık kazançlarına göre kreş ücreti ödüyorlar. Örneğin, anne ve babanın ortak geliri yılda 20 000 dolardan az ise, onların çocukları için kreş ücretsiz. Yıllık 30 000 dolardan fazla kazanan aileler için kreş ücreti aylık 40 dolar gibi. Yıllık 40 000 dolardan fazla kazanan aileler için ise kreş ücreti aylık 165 dolar civarında. Fakat anne veya babadan herhangi biri çalışmıyor ve okula da devam etmiyorsa, o zaman bu indirimden faydalanamıyorsunuz. Bu arada bu ücretleri Türk parasına göre düşünmeyin. Türkiye'de yılda 20 000 dolar kazanmak ile Kanada'da yılda 20 000 dolar kazanmak arasında epey fark var.

Çocuğumuzun eğitimi için Kanada'ya taşındık derken çocuğu astronot yapacağız, bir mühendis, bir doktor olacak gibi hırslarla buraya geldik sanılmasın. Kendisi büyüdüğünde bir çiftçi, bir otomobil tamircisi (çok da mutlu bir otomobil tamircisi olurdu eminim), bir baca temizleyicisi olmayı seçebilir pek tabii ki. Bana göre asıl önemli olan, okulda kazanacağı çok kültürlü bakış açısı, bilimsel ve eleştirel düşünme. Bu bakımdan -üzülerek söylüyorum- Türk eğitim sisteminin müfredatını çok benmerkezci ve yetersiz buluyorum.
Burada bir parantez açarak belirtmem gerekiyor: Öğretmenlik hayatım boyunca çok çalışkan, çok idealist, çok iyi kalpli çalışma arkadaşlarım oldu hep. Ben eğitim sisteminden yakınırken, sistemin içinde çalışan emekçileri yermiyorum. Yergilerimin hedefi, kanun ve yönetmelik çıkaran ve müfredat hazırlayan kesim.

Çocuk, ileride ne olmayı seçerse seçsin, farklı kültürlere merak duysun, farklı düşüncelere saygı göstersin, çevresinde gözlemlediği yahut içinde bulunduğu bir durumu analiz etme yetisi kazansın, kendi doğasına yabancılaşmasın, sadece zihinsel değil, bedensel gelişimi de desteklensin, yaşamının gidişatını çoktan seçmeli sınavlar belirlemesin, kendi seçimlerini yapmakta özgür olsun diye burada okumasını istedik. Ve eğer bir gün olur da bir astronot, bir robot mühendisi olmayı hedeflerse,  bir uzay ajansı olan, kendi astronotlarını yetiştiren, uzay istasyonlarına robotik aksamlar üreten bir ülkede yaşıyor olalım ki, bunları yapabilmek için de bir şansı olsun.

Tabii bunlar onun yıllar içinde düşünüp, çalışıp, karar vereceği konular. Bizim tek yapabileceğimiz şey, gelişimini destekleyecek konulara merak ve ilgi duyacağı ortamlar yaratmak. Müzik, hem ruhsal, hem de zihinsel gelişimine fayda sağlayacak bir uğraş örneğin. Bu bağlamda, Prince Edward County'ye taşınmadan kısa bir süre önce eşim, komşu şehirdeki bir müzik okuluyla irtibata geçti. Çocuğu Music for Young Children adında bir programa kayıt ettirdi. 3-4 yaşlarında birkaç minik, 40 dakika boyunca, anne veya babalarıyla birlikte , yerde çember şeklinde oturarak, yürüyerek, zıplayarak, dans ederek, veya çeşitli perküsyon aleteri kullanarak müzik dinleyip ritim tutuyorlar. Çeşitli oyunlar ve etkinliklerle, notaları, ölçü ve değerleri öğreniyorlar. Çocuk, bu programda ilerledikçe, bir enstrüman çalmayı öğreniyor.

Haftanın bir başka günü de, okul çıkışı, kendi yaş grubundan çocuklarla, yarım saatlik bir yüzme kursuna götürüyoruz çocuğu. Gerek Kuşadası'nda, gerek Kanada'da su kenarında yaşamanın gerekliliklerinden biri küçük yaşta yüzmeyi öğrenmek. Hem eğlenceli bir aktivite, hem de gerektiğinde hayat kurtarabilecek bir beceri. Tam burada, "Community Centre" dedikleri kurumlardan bahsetmek istiyorum. Kanada'nın büyük şehirleri gibi, kırsal kesimlerinde de halka açık, havuzlu spor merkezleri var. Herkesin faydalanabilmesi için sembolik ücretlerle üye olunan bu yerler, aletli spor salonlarının yanı sıra, yoga, pilates, dans, zumba gibi insan sağlığını destekleyen etkinlikleri de -o sembolik ücrete dahil olarak- sağlıyorlar. Ayrıca bu merkezler, ayın belirli haftalarında, tüm etkinlikler dahil olmak üzere ücretsiz olarak da hizmet veriyorlar.

Bunlardan başka, cumartesi sabahları, hep birlikte, yaşadığımız köyün kütüphanesine gidiyoruz. Daha önce, üzerine bir blog yazısı yazdığım bu kütüphanede, biz kitap ve dergileri karıştırırken, çocuk da oyuncaklarla oynayıp meşgul oluyor. Oradaki oyuncaklar, o küçük masa ve sandalyeler onu çok mutlu ediyor. Kütüphanede, bir yeri olduğunu hissediyor. Daha şimdiden hayatının bir parçası haline getirdi orayı.

Evde geçirdiğimiz vakitte de canımız sıkıldığı anda bahçeye çıkıp köpeklerle koşturma seçeneğimiz var hava müsait olduğu sürece.



Tabii bütün bu olanaklara rağmen, çocuğun ülke değiştirmesi, anneanne ve dedesinden, geniş ailesinden, manevi teyzelerinden, mahalle arkadaşlarından, "dedet"inden ayrılması ve dilini anlamadığı farklı bir ülkeye alışması hiç kolay olmadı. Kanada'da da eşimin ailemiz olması tabii çok yardımcı oldu ama diğer taraftan Türkiye'den neden ayrıldığımızı anlayabilecek yaşta olmadığı için uzun süre tepki gösterdi. Hala daha da göstermekte. Buraya hızla alışıyor ama, aklının, kalbinin bir köşesi hep Türkiye'de. Sık sık soruyor "Anne, Kuşadası'na ne zaman gideceğiz?" diye. Benim için de çok zor oldu tabii ki, tüm sevdiklerimi ve alıştıklarımı geride bırakmak ama ben koskoca kadınım, bunun zihinsel muhasebesini yapıp kafamda bir şekilde çözüyorum konuyu. Çocuğun da zamanla kendi çözümlemesini yapıp kendini evde hissetmesini umuyorum ve bunun için çabalıyorum.


Sonuç olarak, ben ailemi ve arkadaşlarımı özlesem de, çocuk şimdilik birazcık bocalasa da, uzun dönemde hepimizi mutlu edecek bir seçim yaptığımızı düşünüyorum Kanada'ya taşınarak. Zaman beni doğrulasın.

Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler. Sevgiler.


Tags

9 comments:

  1. Keyifle takip ediyorum Özlem. Yazmaya devam. Çok sevgiler, selamlar. Burak

    ReplyDelete
  2. Özlem hanım öncelikle deneyimlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederiz, özelden bazı sorular sorma şansımız var mı acaba,sizin mail adresinizi göremedim benimkini yazayım, barisbasusta@gmail.com,

    ReplyDelete
    Replies
    1. Mesajlarınızı bu sayfaya atabilirsiniz:
      https://www.facebook.com/OzlemSencanBlog/

      Delete
  3. Ne guzel bir yazi olmus.elinize saglik

    ReplyDelete
  4. öncelikle çok güzel bir yazı olmuş tebrik ederim öğretmenim. sizi çok seviyorum iyikii tanıdım sizi KENDİNİZİ ÇOK İYİ BAKIN.kanadada güzel günler geçirmeniz dileğiyle :)) zeynep ekelik V.K.U (7-C)

    ReplyDelete
  5. Merhaba
    Bu yaz Kanada da olmayı planlıyoruz benim de iki çocuğum var 6 ve 4 yaşlarında ve bir kreş e yazdırmak istiyoruz malum turist vizesi ile geliyoruz devlet okulları sanırım kabul etmeyebilir özel kreş de bulamadım gibi birşey. Çocukların okul durumuna göre ev kiralayacağız bana yardımcı olabileceğiniz bir bilgi varsa çok sevinirim Facebook kullanmıyorum maalesef tugbakaya204@hotmail.com mail adresim ulaşırsanız sevinirim

    ReplyDelete
  6. Merhaba
    Biz de bu sene yazın Kanada'ya geliyoruz ve bende özel kreş arıyorum çocuklara diğer çocuklarla etkileşim halinde olması için burada ki gibi özel kreşler orda da aynı mı yazın hep açıklar mı yoksa yaz okulu gibi mi devam ediyorlar çünkü hep yaz okulu şeklinde programlar gördüm

    ReplyDelete
  7. Özlem Hmm blogunuz için çok tesekkurler... araştırmalarım sırasında karşılaştım ve mutlu oldum açıkçası. Size sormak istediğim bir konu var e postanızı göremedim, bende facebook kullanmıyorum. Vaktiniz olduğu durumda Fetiyeaydin1@gmail.com adresinden haberleşme şansımız var mi? teşekkürler ilginize.

    ReplyDelete

Blog Archive

Powered by Blogger.