Monday, November 21, 2016

İlk kar sonunda düştü!

Kanada'dan merhabalar!
Heyecanla beklediğim kar sezonu sonunda başladı.
Bir Ankaralı, bir İstanbullu olsam belki lanet ederdim; ancak, memleketine 10 yılda bir kar yağan bir Kuşadalı olduğum için "Ay ne kadar güzeeeeeel! Aman Tanrım çok güzeeel! Aşşşırı güzeeeeel!" diye mırıldana mırıldana hayran hayran izliyorum ve hiç durmadan fotograf çekiyorum şimdilik. Tabii Nisan hala ayında hala kar yağıyorsa ne düşünürüm artık orasını bilemiyorum.



Bu satırları okuyan bazı arkadaşlarım, Kanada'ya taşınan İzmirli kişinin yazdığı efsanevi blog yazısını anımsayıp kıs kıs gülüyorlardır şimdi. Onları da kırmamak adına şöyle diyeyim: Ben karlı memlekete taşınan İzmirli sendromunun ilk aşamasındayım henüz. İlerleyen aşamalarda bu hayranlığım "Üfff bu ne yaa...Amaaan bi bitmedi!...Allah'ım delirecem galiba!"ya dönebilir pek tabii ki; şu an öngöremiyorum.



Evimiz çok sıcak. Çok güzel yapılmış izolasyonu. Bu yüzden odun sobası yakıp -4°C'de tişörtle oturuyoruz akşamları. Hatta dün gece o kadar sıcak bastı ki verandaya çıkıp yalınayak karlara bastım. Bu tarihi anı bir fotografla ölümsüzleştirmeyi de ihmal etmedim. Ne var ki yalınayak kar maceram sadece 20 saniye sürdü. Sonra koşarak, çığlık çığlığa kendimi içeri attım ve evdeki bayıltıcı sıcağa şükrettim. Şimdilik sadece akşamları yakıyoruz sobayı. Akşam yaktığımız sobanın sıcaklığı bizi bütün gün idare ediyor. Sabah hala tişörtle geziyoruz evin içinde. Ben kalp odun sobası. Ben kalp izolasyon malzemesi. Hayatında geçirdiğin en rahat kışı Kanada'da geçireceksin deseler "Haydi canım sen de!" derdim. Şimdilik öyle oluyor gibi.



Hayatımda ilk kez kar görmüş gibi konuşuyorsam da daha önce kar zamanında Ankara'da, Gümüşhane'de ve İstanbul'da bulunmuşluğum vardı. Ne var ki evde ilk kez kar gören 3 kişi vardı ki onların tepkileri görülmeye değerdi: Suzy, Jack ve Çocuk (Ben ona zaman zaman Cücük derim; şaşırmayın.)

Jack ve Suzy (köpeklerimiz) karların üzerinde deli gibi koşturdular ve oynadılar. Jack -belki hasta olduğu için, belki de genetik yatkınlıktan dolayı- hemen üşüyüp içeri girdi ama aklı dışarıda kaldı. Diğer yandan Suzy, Anadolu çoban köpeği kırması olduğu için karların üzerinde yatıp yuvarlandı, koşturdu, çocuğun yaptığı kartoplarını yakalamaya çalıştı, topların yere düşünce yok olduğunu görüp şaşırdı, durumu araştırmaya girişti, burnunu karlara soktu, çok mutlu oldu. O güzelim çomarın içinden sanırsınız bir Husky çıktı.



Çocuk ise babaannesinin hediyesi olan kar pantolonu, halasının aldığı kar çizmeleri, Funda teyzesinin aldığı eldivenleri ve dedesinin verdiği şapkasıyla sanki karların içine doğmuş gibi bir rahatlıkla, damarlarının bir köşesinde Sivas Kangalı kanı dolaşan Suzy  pes edip içeri girdikten sonra bile oynamaya devam etti. Eline bir parça dal alıp karın üzerine resimler çizdi, bir süpürge bulup karları süpürdü, bir faraşla süpüremediği yerleri kazıdı, cama kartopu atıp eğlendi... Neden sonra yeterince oynadığına kanaat getirip içeri girdiğinde burnu hariç üşümemişti bile.



Akşam olup, sobamızı yakıp oturduğumuzda sordu: "Anne, yarın karlar gidecek mi?"
"Hayır," dedim, "yarın da orada olacak karlar. Okulda arkadaşlarınla oynayabileceksin."
"Yaşasıııın!" dedi. Sabah da ilk kez dudağını bükmeden, yüzünü dökmeden gitti okula. Kartopu oynayacağı için pek bir hevesliydi.



Takdir edersiniz ki burada kar tatili diye bir şey yok. Hatta fırtına falan olmadığı sürece kar kış demeyip çocukları kanunen günde 2 saat dışarıda oynatıyorlar okullarda bu vicdansız (!) Kanadalılar Bu yüzden kar pantolonu, su geçirmeyen bir kaban, kar çizmeleri, şapka ve eldiven çok önemli çocuk için.
Şimdi diyeceksiniz ki ya aile çok fakirse, alamıyorlarsa çocuğa kar ekipmanı. O takdirde şöyle bir şey oluyor: Çarşının hemen ortasında ikinci el dükkanı var. Ceketten ayakkabıya, buz pateninden koltuğa, bardaktan kitaba her şeyi çok ama çok ucuza alabiliyorsunuz. Üstelik lekeli, delikli şeyler de değil. Yepyeni ve tertemiz görünüyorlar. Evde artık istemediğiniz herhangi bir şeyinizi oraya bırakıyorsunuz. Satıldıklarında ise parası sağlık kuruluşlarına gidiyor. Orada çalışanlar da para almayıp, gönüllü olarak çalışıyorlar. Oradan alışveriş yapmak için ille fakir olmanız da lazım değil. County'de gördüğüm ve hoşuma giden şeylerden biri de, insanların üretim-tüketim eğilimlerinin göreceli olarak daha dengeli olması. Örneğin biz Türkiye'de, maddi durumumuz iyiyse ve hipster değilsek ikinci el eşya kullanmaya burun kıvırırız. Burada öyle bir sınıfsal egoya rastlanmıyor pek. İnsanlar, gerek davranışlarında, gerekse giyim kuşamlarında mütevazılar.  Hali vakti yerinde bir sürü insan da o ikinci el dükkanından alışveriş yapıyor. Böylece hem tüketim çılgınlığına kapılmıyorlar, hem de sağlık kuruluşlarının para kazanmasını sağlayarak topluma faydalı oluyorlar.

Çevresel bir faydası daha var tabii ki ikinci el kültürünün: Bir eşya, gerçekten kullanılamaz duruma gelmeden çöpe çıkmıyor. "Kanada'nın içinden misin? Hayır köyündenim" başlıklı yazımda da
( buraya tıklayarak okuyabilirsiniz )anlattığım gibi burada çöp atmak için para ödemek zorundasınız. Her torba başına 5 dolar ödüyorsunuz. Ama diyelim ki yeni bir buzdolabı aldınız. Eski buzdolabınızı çöpe atmak isterseniz bu size 50 dolar gibi bir ücrete mal oluyor. Tüketim çılgınlığı aynı zamanda bir çöp üretme makinesi de. Çevreye olduğu kadar, yerel yönetimlere ve ülkeye de hem ekolojik anlamda, hem ekonomik anlamda bir maliyeti var. Tüketiminizi kontrol altına almak sadece maddi bir konu değil, aynı zamanda Dünya gezegeninize olan saygınızla da ilgili ve hatta vatanseverliğinizin dahi bir ölçütü aslında.
Bu arada, ikinci el dükkanları çok ucuz derken gerçekten çok ucuz. Bir çanta dolusu çocuk kitabını oradan 1 dolara alıyorum. Buraya ilk taşındığımızda kışın ne zaman bastıracağını bilmediğimizden, yanımızda hiç kışlık kıyafet de getiremediğimizden dolayı alelacele bir kışlık manto almıştım. Hiçbir yerinde bir arızası olmayan, rengiyle, kumaşıyla, dikişiyle pırıl pırıl bir mantoya 7 dolar verdim. Siz onu Türk parasıyla 7 TL gibi düşünün.


Konuyu dağıttığım için affınıza sığınıyor, yazıma bugünden fotograf kareleriyle son veriyorum. Çoğu, arabayla giderken çekildikleri için katalog fotografı gibi gözükmüyor olabilirler ama Prince Edward County'nin karlar altında ne kadar masalsı göründüğünü, etrafa bakınca sanki bir kar küresinin içindeymiş gibi hissettiğimi belki bu fotograflara bakarak siz de takdir edersiniz.

















Tags

1 comment:

  1. esiniz Kanadali mi? Kanada'ya gocmenlik basvurusuyla mi gittiniz yoksa es durumundan mi? Tesekkurler

    ReplyDelete

Blog Archive

Powered by Blogger.