Monday, October 24, 2016

+Kanada'nın içinden misin? -Hayır köyündenim.

Kanada'ya yerleşirken, ailem, işim, evim ve eşyalarımın yanısıra önemli bir şeyi daha geride bırakmam gerekti: Alışkanlıklarım.
Alışkanlıklar derken "Ben her akşam yemeğin üzerine bir fincan Türk kahvesi içerim." gibi şeyler değil anlatmak istediğim. Günlük hayatın içinde, başka türlüsünü bilmediğim veya düşünemediğim için bugüne kadar hep belli bir şekilde yaptığım şeylerden bahsediyorum. İşte bu davranış kalıplarının bir çoğunu Prince Edward County'ye taşınmamızla birlikte bırakmak veya dönüştürmek zorunda kaldım. 

Başka bir ülkeye taşınmak, insanı başlı başına radikal bir değişime maruz bırakıyor. Dil farklı, kültür farklı, para birimi farklı, markette satılan ürünler farklı, adab-ı muaşeret kuralları farklı, yaşam felsefesi farklı, insanların birbirleriyle, kendileriyle, hukukla ve devletle ilişkileri farklı, özellikle de Kuzey Amerika kıtasındaysanız tuvaletlerin oturaklarına kadar her şey farklı. Kısacası her ülkenin kendine has bir raconu var ve ne kadar dilini bilirsen bil, ne kadar kültürüne aşina olursan ol yine de göç ettiğin ülkenin raconunu öğrenmek zaman alıyor.

Biz buna ek olarak bir de Prince Edward County'nin Milford isimli küçük bir köyünün uzak bir mahallesine taşınarak, yaşam tarzımızı kökten değiştirdik. 
İhtiyacımız olan herşeye 30 saniyede ulaşabildiğimiz Kuşadası çarşıdaki evimizden, çevresinde bakkal bile olmayan bir kır evine taşındık.

Tabii bu geçişe uyum sağlarken bir çok şeyi öncekinden daha farklı yapmaya başladık. 
Bu blogda belli başlı hangi alışkanlıklarımızı geride bıraktığımızı ve onların yerine ne koyduğumuzu anlatmak istiyorum.
Şikayetçi olmadığım gibi, yeni hayatımdan ziyadesiyle memnun olduğumu baştan baştan belirteyim. 

Öncelikle araba konusu var:
Kuşadası'nda her işimizi yürüyerek veya dolmuşla görebiliyorduk. Gereken her yer bize yürüme mesafesindeydi, ama dilersek dolmuş seçeneği de vardı. Şu an yaşadığımız yerde ise merkeze arabadan başka ulaşım imkanı yok. Bulunduğumuz yer ile şehir merkezi veya köy merkezi arasında herhangi bir toplu taşıma hattı bulunmadığından, ve bakkal dahil her yere arabayla gitmek icap ettiğinden mecburen araba kullanmaya başladık.
Araba kullanmanın bize çok güzel bir getirisi oldu: Çevremizi keşfetmeye, inanılmaz güzellikteki yerlere gidip gezmeye başladık. 


Böyle şehirden uzak bir yerde yaşamak bize yeni beceriler de kazandırıyor. Eski tüketim alışkanlıklarımız yerini yavaş yavaş kendim yaparım kafasına bırakıyor.
Örneğin, sabah bir yandan çocuğu okula hazırlarken, fırından taze çıkmış ekmek almak mesafe ve süre dolayısıyla mümkün olmadığından, uzun ömürlü süpermarket ekmekleri de hoşumuza gitmediğinden kendi ekmeğimizi yapmaya başladık.
Focaccia denememiz


Biscuit'ler




Tam buğday unundan, burada "biscuit" dedikleri minik top top ekmekleri yapmamız  toplam 15 dakikamızı alıyor. Bu sayede ne zaman istersek taze, katkısız ev yapımı ekmek yiyebiliyoruz. Çok talep gelirse ilerleyen günlerdeki bir blog paylaşımımda bicuit'lerimizin tarifini verebilirim. ;)



County'ye taşındıktan sonra değiştirmek zorunda kaldığımız bir diğer alışkanlığımız ise çöpleri bir torbaya koyup çöp konteynırına atmak oldu. Çünkü burada hiç çöp konteynırı yok. Bulunduğumuz bölgede, belediye çöp toplamıyor. Onun yerine biz çöplerimizi haftanın belli bir gününde çöp merkezine götürüyoruz. Torba başına 5 dolar ödüyoruz. Yanlış okumadınız, hem kendi çöpümüzü kendimiz götürüyoruz, hem de ancak para ödeyerek onlardan kurtulabiliyoruz. Ürettiğiniz her çöpten sorumlusunuz burada. Hepsinin bir bedeli var.

Şimdi tam burada çöpün tanımını yeniden yapmak icap ediyor. Geri dönüştürülebilen malzemeleri çöp olarak saymıyorlar. Onlardan ücret almıyorlar. Tek şart gruplayarak götürmeniz. Kağıt ve karton bir kutuda, cam bir kutuda, plastik bir başka kutuda olacak.

Sebze ve meyve kabukları,
bahçedeki kompost yığınına gidecekler


Geri dönüştürülebilen ambalajların farkında olmak çöp miktarını muazzam oranda azaltıyor. Çöp miktarını azaltan diğer bir yöntem de kompost yapmak. Her gün yemek pişen bir evde bol miktarda sebze kabuğu olacaktır. Onları kompost yığınına atarak çöp olarak birikmelerini önleyebiliyorsunuz. Aynı şekilde yumurta kabukları,  çay artıkları, kahve telvesi, meyve kabukları ve çekirdekleri de kompost olarak değerlendirilebiliyor. -Bu konuyu ilerleyen günlerde daha ayrıntılı ele alacağım.-
Sonuç olarak bir haftada torba torba çöp çıkartıp 30-40 dolar ödemek yerine, kullandığınız ambalajları geri dönüşüm kutularında gruplayarak, organik atıkları da kompost yaparak 5 dolarla çöp konusunu kapatabiliyorsunuz.




Son olarak, ateş yakmak burada hayati bir mevzu.
Kışın havanın -20C'nin altına inebildiği bir yerde, odunu doğru yakmayı öğrenmek ve bir parça odundan azami ısı enerjisini ortaya çıkarmak ciddi ve önemli bir iş.
Biz de bu hafta itibariyle soba yakma deneyimlerine başladık. Bugün hava 5C iken evde tişörtle dolaşabildiğimize göre bu işin ciddiyetine vakıf olduğumuzu varsayabiliriz.


Buraya kadar sıkılmadan takip eden her bir okura teşekkürü borç bilirim.
Eğer blogumu beğendiyseniz, linkini sosyal paylaşım sitelerinizde paylaşarak daha geniş bir okur kitlesine ulaşmamı sağlayabilirsiniz.








0 comments:

Blog Archive

Powered by Blogger.